4.2.09

Ey Davos ruhu! Geldiysen...

Sanki, son derece üst düzey bir uluslararası ruh çağırma seansı başarısızlıkla sonuçlanmış, çağırılan ruhlar gelmemiş, gelenler de tat vermemiş gibi bir hava. Ne zaman ‘Davos Ruhu’ dense bu aralar, dünya kalantorlarının çağırılıp da gelmeyen ruhlara kafası bozulup ‘Daha da gelmem Davos’a’ diyerek uçaklara bindiğini hayal ediyorum.
Zira ‘Davos Ruhu öldü mü?’, ‘Eyvah! Yoksa nefes almıyor mu?’, ‘Bi’ dürt bakalım, belki ayılır’ telaşıyla sorulan sorular ve yapılan yorumlar, ‘Kapitalizmin ruhu öldü mü?’ sorusu sorulmasın diye bir laf değiştirme operasyonu gibi geliyor kulağıma.
Komiğime gidiyor. Çünkü ciddiye alabileceğim soru şudur, şunlardır aslında:
İnsanlığı ‘açgözlülüğe övgü’ adlı bir ideoloji karşısında bir yüzyıl boyunca secde ettirenlerin, etmeyenleri katledenlerin sonu mu? Sadece cümle eşyayı değil insan ruhunu ve hatta insanlığın rüyalarını da ‘mallaştıran’ kapitalizmin diyecek lafı kalmadı mı?
Yerkürenin bütün muhalefetini domuzsu bir iştahla sindiren o mutlak bağırsak düğümlendi mi?

Gidinin Valesa’sı!
Paris CDG havalanında VIP salonuna giden koridorda bir dergi duruyor. Adı Kaleideskop.
Polonya’nın tanıtım dergisi bir bakıma. Avrupa ülkelerinin orta ve üst orta sınıfına yönelik olarak hazırlanmış dergide Polonya’nın gezip görülecek yerleri sayılıyor ve niye kesinkes Polonya’ya gelmemiz gerektiği anlatılıyor.
Yazarlardan biri kim? Leh Valesa! Ya da şöyle söyleyeyim:
Gidinin halk lideri Valesa’sı!
Kendisi dergide ‘Nobel ödüllü Valesa ile karşılaşmak için kaçırılmayacak fırsat’ olarak sunulan Polonya gezisi için Valesa’nın kendisi de bir yazı yazmış. Yazının acıklı tarafı şu:
Valesa, lideri olduğu ve ülkesinde devrim yaratan Solidarity (Dayanışma) hareketini bir turistik enteresanlık olarak anlatıyor.
‘Hani o 80’ler ve 90’lar boyunca televizyonda izlediğiniz direnişçiler vardı ya, işte size onları yakından görme fırsatı. Hem deniz hem doğa hem eski usul devrimcilik!’ demeye getiriyor.

Dün yediğim hurmalar...
Tıpkı ikide birde en kuşe kâğıda dergilerin arka kapaklarında Louis Vuitton çantaların reklamı için Berlin Duvarı’nın önünde, taksinin içinde poz veren Mihail Gorbaçov gibi. Sloganı da şudur o reklamın:
“Bizi kendimizle yüzyüze getiren bir serüven: Louis Vuitton”
Mesajı aldınız tahminimce: Berlin Duvarı, Gorbaçov, Vuitton çantanın içinde kapitalizm kalelerinden en sıcak haberleri veren Financial Times gazetesi. Ve Gorbaçov’un yüzünde muhtemelen benim baktığım yerden öyle görünüyor- “Dün yediğim hurmalar...” tarzı bir ifade. Tıpkı Leh Walesa’nın turizm dergisindeki fotoğrafında olduğu gibi...

Bir adil nefes
Davos ruhu dedikleri buydu işte: Daha adil ve özgür bir dünya için yola çıkan hemen herkesi ya kendine ya şebeğe benzeten, bütün bunları yapamazsa muhakkak katleden kapitalizm adlı kepazeliğin beş çayı sohbetleri. Ya da dağ havasında bir yudum sıcak şarap...
İnsanlık, bir ruh arıyor. Hâlâ, evet. İnsanın direnme ihtiyacı var bana sorarsanız. Yeme, içme, nefes alma gibi bir ihtiyaç bu da. Genetiği böyle bu varlığın, varlığımızın. Bir ruh arıyoruz bu yüzden. Ben öyle olduğunu görüyorum, düşünüyorum. İnsanlıkla ilgili izlenimim bu.
İnsanlığın bu ruhu bulacağını sanıyorum. Açgözlülük deneyimini de kullanacak bu ‘son ruhunu’ bulmak için, devrimci, direnişçi deneyimini de. Önümüzdeki on yıl böyle bir deneyimler bütünleşmesi yaşanacak bir düzeyde. Ama başka bir düzeyde korkunç ölümler, katliamlar ve nüfusların toplu yer değiştirmelerini göreceğiz. Merak ediyorum bazen:
İnsanlık son cevabı bulduğunda, o mutlak cümleyi kendi kendine tekrar edecek kadar zamanı olacak mı? Bilimsel bir perspektiften de kesin bir netlikle gördüğümüz kıyametimiz gelmeden eşit, adil, özgür bir yerkürede alacak bir nefesimiz olacak mı?
Ey Davos ruhu! Geldiysen...
Ece Temelkuran, Milliyet, 4 Şubat 2009