Bunlar, 'Bizim Çocuklar' Değil...
ABD ve İngiltere son aylarda TSK'nin "siyasete müdahale etmesine" çok kızmışlar.
Oysa 12 Eylül 1980 darbesi hem Washington hem de Londra tarafından alkışlarla karşılanmıştı. Çünkü yapanlar, "onların çocuklarıydı".
Bugün muhtıra verenler ise Washington ve Londra'nın hiç hoşlanmadığı şeyleri söylüyorlar:
- Çekiç Güç büyük hataydı; (ABD ve İngiltere Türkiye'yi kandırdı).
- Irak'ın kuzeyinde Talabani , Barzani ve PKK'nin esas arkasındakini görelim (yani ABD, İngiltere ve İsrail'i; esas düşman onlar).
- Türkiye'nin AB ile görüşmelerindeki çerçeve belgesi Türkiye'yi bölmeye yönelik maddeler içeriyor (AB bizi bölmek istiyor).
Evet bugün bunları söyleyenler dünkülerden çok farklı.. "Onların çocukları değil" ...
Olaylara Türkiye'nin ulusal çıkarları açısından bakıyorlar; ABD, İngiltere ve İsrail'in maskesini düşüren şeyler söylüyorlar.
Bunlar Cumhuriyetin, Atatürkçü düşüncenin ve Lozan'ın yanında: Öyleyse bunlar çok tehlikeli!..
Üstelik halk-ordu dayanışması hızla yükseliyor. "Ne şeriat ne darbe" sloganı yayılmalı ki asker baskı altında kalsın: Bizim sivil darbe anlaşılmasın... Böyle düşündükleri için, "Ordu siyasete müdahale etmesin" diye bar bar bağırıyorlar.
Siyasete kim müdahale etsin?
TSK onların maskelerini düşürmesin; Washington, Londra ve Brüksel "emirlerindeki oligarşi ile" siyaseti yönetsinler; sivil ve sessiz darbeyi sürdürsünler. Ordunun maskelerini düşürmesi, oligarşinin elini kolunu bağlıyor.
- Oligarşinin medyası ile halk alay etmeye başlıyor; milyonlar, "Satılık medya" diye haykırıyor.
- İşbirlikçi köktendincilerin ikiyüzlülüğü ortaya çıkıyor.
- "Öndeki kuklaları" açığa çıkınca ABD ve İngiltere Türkiye'yi yönlendiremez hale geliyor.
- Daha da kötüsü "TSK'nin anayasayı, Cumhuriyetin değerlerini ve Lozan'ı savunan kesin duruşu" halk-ordu bütünleşmesini getiriyor.
Onlar için en büyük tehlike bu; yürütmekte oldukları sessiz darbeye karşı"H alk, askerin uyarılarıyla başkaldırıyor"; Cumhuriyetin ve Lozan'ın kazanımlarının arkasında sımsıkı duruyor.
Askere yalnız Batı kızmıyor; işbirlikçi köktendinciler ve işbirlikçi sermaye çevreleri de kızgın.
Özel sektörü çok iyi tanıyan Öztin Akgüç" ün yazdığı gibi, "Özel sektörün bir bölümü yabancıların güdümüne girdi ve onların sözcülüğünü yapmaya başladı." (*)
İstedikleri ne?
Halk-ordu bütünleşmesini yıkmak için her şeyi yapıyorlar;
- Biçimsellik esas alınsın, protokol Atatürkçülüğü yerleşsin.. aynen 12 Eylül'de olduğu gibi.
- Ilımlı İslamın yolu açık tutulsun.
- AKP'nin yaptığı gibi "en liberal, en özelleştirmeci ve açık politikalarla" ekonomi onların emrine sunulsun.
Oysa halkın ordu ile bütünleşmesi, hele TSK'nin ABD ve AB konusunda kimi yaşamsal gerçekleri açıklaması, onların maskesini düşürüyor.
Halk, oligarşinin yürüttüğü sessiz darbeyi görmeye başladı.
- Kahrolsun Amerikan emperyalizmi.
- Satılık medya istemiyoruz.
- Cumhuriyetin değerlerini kimse bozamaz.
Milyonlar bu söylemlerle yumruğunu havaya kaldırdı. Emperyalizm bundan korkuyor; halktan ve Türk Ordusu'ndan korkuyor.
Meclis'in tartışmadığını, hükümetin söylemediğini, "ordu tartışmaya açıyor, halka sunuyor" . Örtülü faşizm deliniyor. Bu nedenle, "halk ve orduyu susturmak istiyorlar" .
Hayır susmayacağız, susturamayacaklar...
Oysa 12 Eylül 1980 darbesi hem Washington hem de Londra tarafından alkışlarla karşılanmıştı. Çünkü yapanlar, "onların çocuklarıydı".
Bugün muhtıra verenler ise Washington ve Londra'nın hiç hoşlanmadığı şeyleri söylüyorlar:
- Çekiç Güç büyük hataydı; (ABD ve İngiltere Türkiye'yi kandırdı).
- Irak'ın kuzeyinde Talabani , Barzani ve PKK'nin esas arkasındakini görelim (yani ABD, İngiltere ve İsrail'i; esas düşman onlar).
- Türkiye'nin AB ile görüşmelerindeki çerçeve belgesi Türkiye'yi bölmeye yönelik maddeler içeriyor (AB bizi bölmek istiyor).
Evet bugün bunları söyleyenler dünkülerden çok farklı.. "Onların çocukları değil" ...
Olaylara Türkiye'nin ulusal çıkarları açısından bakıyorlar; ABD, İngiltere ve İsrail'in maskesini düşüren şeyler söylüyorlar.
Bunlar Cumhuriyetin, Atatürkçü düşüncenin ve Lozan'ın yanında: Öyleyse bunlar çok tehlikeli!..
Üstelik halk-ordu dayanışması hızla yükseliyor. "Ne şeriat ne darbe" sloganı yayılmalı ki asker baskı altında kalsın: Bizim sivil darbe anlaşılmasın... Böyle düşündükleri için, "Ordu siyasete müdahale etmesin" diye bar bar bağırıyorlar.
Siyasete kim müdahale etsin?
TSK onların maskelerini düşürmesin; Washington, Londra ve Brüksel "emirlerindeki oligarşi ile" siyaseti yönetsinler; sivil ve sessiz darbeyi sürdürsünler. Ordunun maskelerini düşürmesi, oligarşinin elini kolunu bağlıyor.
- Oligarşinin medyası ile halk alay etmeye başlıyor; milyonlar, "Satılık medya" diye haykırıyor.
- İşbirlikçi köktendincilerin ikiyüzlülüğü ortaya çıkıyor.
- "Öndeki kuklaları" açığa çıkınca ABD ve İngiltere Türkiye'yi yönlendiremez hale geliyor.
- Daha da kötüsü "TSK'nin anayasayı, Cumhuriyetin değerlerini ve Lozan'ı savunan kesin duruşu" halk-ordu bütünleşmesini getiriyor.
Onlar için en büyük tehlike bu; yürütmekte oldukları sessiz darbeye karşı"H alk, askerin uyarılarıyla başkaldırıyor"; Cumhuriyetin ve Lozan'ın kazanımlarının arkasında sımsıkı duruyor.
Askere yalnız Batı kızmıyor; işbirlikçi köktendinciler ve işbirlikçi sermaye çevreleri de kızgın.
Özel sektörü çok iyi tanıyan Öztin Akgüç" ün yazdığı gibi, "Özel sektörün bir bölümü yabancıların güdümüne girdi ve onların sözcülüğünü yapmaya başladı." (*)
İstedikleri ne?
Halk-ordu bütünleşmesini yıkmak için her şeyi yapıyorlar;
- Biçimsellik esas alınsın, protokol Atatürkçülüğü yerleşsin.. aynen 12 Eylül'de olduğu gibi.
- Ilımlı İslamın yolu açık tutulsun.
- AKP'nin yaptığı gibi "en liberal, en özelleştirmeci ve açık politikalarla" ekonomi onların emrine sunulsun.
Oysa halkın ordu ile bütünleşmesi, hele TSK'nin ABD ve AB konusunda kimi yaşamsal gerçekleri açıklaması, onların maskesini düşürüyor.
Halk, oligarşinin yürüttüğü sessiz darbeyi görmeye başladı.
- Kahrolsun Amerikan emperyalizmi.
- Satılık medya istemiyoruz.
- Cumhuriyetin değerlerini kimse bozamaz.
Milyonlar bu söylemlerle yumruğunu havaya kaldırdı. Emperyalizm bundan korkuyor; halktan ve Türk Ordusu'ndan korkuyor.
Meclis'in tartışmadığını, hükümetin söylemediğini, "ordu tartışmaya açıyor, halka sunuyor" . Örtülü faşizm deliniyor. Bu nedenle, "halk ve orduyu susturmak istiyorlar" .
Hayır susmayacağız, susturamayacaklar...
Erol Manisalı, 7 Mayıs 2007