TÜSİAD başkanlığına veda eden Dinçer'den kritik mesajlar
TÜSİAD başkanlığına, bugün yapılan seçimli genel kurulunda veda eden Haluk Dinçer seçimli genel kurulda konuştu. Başkan olarak son konuşmasını yapan Dinçer, "Cumhuriyet döneminin kıymetini anlamayan veya anlamak istemeyenlerin bu deneyim ve birikimin kapsam ve derinliğini, dünya ve İslam tarihi açısında önemini yeterince incelemediklerini hükmedebiliriz. 200 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu içinde bulunduğu derin krizden bir modernleşme politikasıyla çıkma iradesini göstermişti. Bugün de eşit vatandaşlık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve laiklik ilkelerine tüm gücümüzle sahip çıkmamız gerektiğine inanıyorum." diye konuştu.
TÜSİAD'ın
45. Olağan Genel Kurulu, Four Seasons Hotel düzenlendi. Genel Kurul'un
açılışında TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Dinçer konuşma yaptı.
Haluk Dinçer konuşmasında, Paris katliamının laiklik ve ifade özgürlüğü
fikirlerine saldırı boyutu taşıdığının görüldüğünü belirterek, "Bu
boyutuyla eylem Avrupa'nın henüz başaramamış olduğu ama bir ideal olarak
belirlediği kültürel çeşitlilikte birlik hedefine karşı bir saldırı
niteliğindedir. Bir yanda Avrupa'da Müslüman toplumun entegrasyonuna
yönelik politikaların zaafları öte yanda bu ortamın yarattığı sosyal
ayrışmanın ağır faturasını ödeyen gençlerin aşırı akımların tuzağına
düşmesinin kolaylaştıran unsurlar mevcut. Bu unsurlar farklı kültürlerin
barış içerisinde yaşamasını giderek daha zor hala sokmakta" dedi.
Terörizmin her şekliyle kararlı şekilde mücadele edilmesi gerektiğine dikkat çeken Dinçer sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sadece
güvenlik tedbirleri alarak bu köklü sorunun üstesinden gelmek mümkün
olamayacaktır. Mücadelenin başarılı olabilmesi için terörizme yol açan
nedenlerinde iyi teşhis edilmeleri ve giderilmeleri gerekiyor. Hiç
şüphesiz ifade özgürlüğü vaz geçilmez bir değerdir ve hangi hallerde
sınırlanabileceği Türkiye'nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi çerçevesinde tanımlanmıştır. Bir hukuk devletinde hangi
söylem ve eylemlerin yasalarla tanımlanan sınırların ötesine geçip bir
suç unsuru teşkil ettiği hukuk çerçevesinde değerlendirilir. Aksi halde
keyfi sınırlamalar, basın ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldırır. İfade
özgürlüğü ve tahammül çağrısını Türkiye olarak paylaştığımız Paris
yürüyüşü ruhunu ülkemiz içeresinde ki tartışmalarda da yaşatmalıyız."
Haluk
Dinçer, seçim atmosferinin yaşandığı günlerde toplumsal mesajı
destekleyen mesajların yine ortaya çıkmasını beklediklerimi belirterek,
"Bu noktada Türkiye'nin son gelişmeler ışığında kendi tarihinden
edindiği deneyim ve birikimin önemini bir kez daha vurgulamak gereği
duyuyorum. Cumhuriyet döneminin kıymetini anlamayan veya anlamak
istemeyenlerin bu deneyim ve birikimin kapsam ve derinliğini, dünya ve
İslam tarihi açısında önemini yeterince incelemediklerini
hükmedebiliriz. 200 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu içinde bulunduğu
derin krizden bir modernleşme politikasıyla çıkma iradesini göstermişti.
Bu bizim tarihsel deneyimimizi tanımlayıcı bir boyuttur. Osmanlı
İmparatorluğu insanlık tarihinin en önemli siyasi ve kültürel etki
kaynaklarından biridir. Fakat imparatorluğun sanayi devrimini yapamamış
çağdaş devlet sistemine, demokratik yurttaşlık toplumlarına geçememiş
dönemine özlem anlamsız bir tutum olur" diye konuştu.
"Cumhuriyet
Osmanlı'nın son dönemlerinde yeşermeye başlayan çağdaşlaşma
girişimlerinin ulus devlet, hukuk devleti ve demokrasiye geçiş
boyutlarında devam ettirildiği dönemdir" diyen Dinçer şu ifadeleri
kullandı:
"Müspet ve menfi tüm gelişmeler bu geniş ve tarihsel
açıdan hem doğru hem de zorunlu bir çerçeve içerisinde yaşandı. Bu
bağlamda laikliğin, din ve siyaset hatlarının ayrı tutulmasının, din ve
vicdan özgürlüğünün, kimsenin hayat tarzını başka toplum kesimlerine
dayatmaması gerektiğinin önemini de demokratikleşmede mesafe kat ettikçe
daha iyi anladık. Osmanlı İmparatorluğu insanlık tarihinin en önemli
siyasi ve kültürel etki kaynaklarından biridir. Fakat imparatorluğun
sanayi devrimini yapamamış çağdaş devlet sistemine, demokratik
yurttaşlık toplumlarına geçememiş dönemine özlem anlamsız bir tutum
olur. Siyaset insanların özel yaşamı ve ruhani dünyalarıyla ilgilenmez.
Bunları ve özgürlükleri güvence altına alır. Bugün de eşit vatandaşlık,
toplumsal cinsiyet eşitliği ve laiklik ilkelerine tüm gücümüzle sahip
çıkmamız gerektiğine inanıyorum."
"DEMOKRASİ YENİ BİR SINAMAYLA KARŞI KARŞIYA"
Haluk
Dinçer, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ni hedeflemesi bu modernleşme
evresinin somut bir evresi olarak benimsendiğini belirterek, "TÜSİAD bu
hedefin en tutarlı ev en aktif destekçilerinden bir oldu. Ancak Avrupa
Birliği'nin temsil ettiği entegrasyon deneyimini beğenmemiz ve
desteklememiz, projenin sorunlarını görmemize engel değil. Geçen yıl
yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde pek çok ülkede ki ırkçı,
yabancı düşmanı, hatta kimisi AB karşıtı aşırı sağ partiler önemli bir
ivme kazandılar. Kuşkusuz 21. yüzyılda demokrasi yeni bir sınamayla
karşı karşıya. Daha katılımcı, daha sağ duyulu, daha cesur ve daha insan
odaklı bir siyaset gerekiyor tüm çağdaş demokratik ülkeler için" dedi.
"DAHA İLERİ REFORM GİRŞİMLERİ MAALESEF GERİDE KALDI"
Dinçer,
"Önümüzde ki dönem, Avrupa Birliği açısından kucaklayıcı değerleri ön
plana çıkaran anlayışla daha içe kapalı anlayışın çatışması şeklinde
geçecek" diyerek şunları kaydetti:
Bu zaman zarfında birlik
ülkelerinde yaşayan Müslüman topluluklara ve vatandaşlara yönelik
politikalar kadar, bu toplulukların ve bireylerin tercihlerinde hangi
seçeneğin başarılı olacağını belirleyecek. Türkiye kendi tarihsel
deneyimine sadık kalarak bu mücadelenin yapıcı bir tarafı olabilir. Bir
yandan tüm inançların koruyucusu olan laiklik ilkesine sahip çıkmalı,
diğer yandan da kendi Avrupa projesini şekillendirerek Avrupa Birliği
ile yeni bir dil ve diyalog hattı geliştirmelidir. Bunu yapabildiği
ölçüde dünya siyasetinde kendi deneyiminin özgürlüğüne uygun bir konuma
gelecektir. Kendi yarattığımız ve sonuçları itibariyle bugünkü ekonomik
dayarekli bir reform süreci geçirdik. Bu reform rüzgarı küresel krizin
başlamasıyla birlikte hızını kesti. Önemli sayıda yapısal reform
tamamlanmış olmasına rağmen hem demokratikleşmede hem de iktisadi
hayatta daha ileri reform girişimleri maalesef geride kaldınıklılığımızı
artırmış olan 2001 krizi sonrası hem demokratikleşme hem de iktisat
politikalarında sü. Bugün itibariyle Türkiye yine orta gelir tuzağının
hemen kıyısında bekler durumda."
"DAHA YAPILACAK ÇOK İŞ VAR"
Orta
gelire ulaşmanın da kolay olmadığını belirten Dinçer, "Ancak küresel
şartların bu parkuru aşmamızda bize sağladığı olumlu bir atmosfer vardı
ve bizler bunu iyi kullandık. Ancak krize yakalanmış olduğumuz evre
mikro reformlar ve demokratikleşme reformları açısından talihsiz oldu.
Son 7 yılda krizle mücadele başlığı altında önemli politikalar
benimsendi ve hayata geçirildi. Ancak bugün artarda açıklanan dönüşüm
paketlerinden ve yargı reformu paketi sayısından da net anlaşılacağı
üzere daha yapılacak çok iş var" dedi.
"KAPSAMLI BİR REFORM İÇİN SEÇİMDEN SONRAKİ 4 YILLIK FIRSAT PENCERESİNDEN YARARLANABİLİRİZ"
Haluk
Dinçer, 62. hükümetin kapsamlı bir çalışmayla hem kalkınma, hem
rekabet, hem makro istikrara reform alanlarını içeren bir yol
haritasıyla yola çıktığını ifade ederek, "Bundan memnuniyet duyduk. Her
bir dönüşüm alanının seçimi bu alanlar içerisine yerleştirilmiş eylem
planları özel sektör olarak bizce yerindedir. Ne var ki 1000-2000
arasında düzenleme gerektiren bu dönüşüm programlarının hayata geçmesi
ne zaman ve nasıl olacaktır? Bu belgelerde Bazı tarihler hedef olarak
verilmiş. Ancak yeni bir çalışmayla önceliklerin iyice belirlenmesine
ihtiyaç var. Kapsamlı bir reform için seçimden sonraki 4 yıllık fırsat
penceresinden yararlanabiliriz. Bu nedenden dolayı önümüzdeki haftalarda
siyasi partilerimizle, TÜSİAD'ı bir araya getirmeyi planlıyoruz. İş
dünyası açısından reform önceliklerini sunmak ve karşılıklı
değerlendirmek arzusundayız" diye konuştu.
"HİÇ MEMNUN DEĞİLİZ"
Büyümenin
kalitesine dikkat çeken Dinçer, "Büyümenin kalitesi ve verimlilik
önceliklerimiz olmalı. Sanayinin toplam ekonomi içindeki payından hiç
memnun değiliz. istihdam yaratmayan veya kalitesiz istihdam yaratan
büyümenin nedeni budur. Bu oran yüzde 15'lerde yeniden yüzde 20'lere
nasıl yükseltilebilir?" dedi. Dinçer ayrıca, ekonomik açıdan hesaplarına
göre çözüm sürecinin başarısının bir puanlık ek büyüme getireceğini
belirtti.
Hürriyet, 22 Ocak 2015