Papa Benedict etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Papa Benedict etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.11.06

Papa'ya Cevap

Papa 16. Benediktus, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ile biraraya geldi. Görüşmenin ardından kameraların karşısına geçen Bardakoğlu, Papa'nın Almanya'da söylediği ve Müslümanları inciten sözlerine de değindi...
Merakla beklenen Bardakoğlu - Papa görüşmesinde, Diyanet İşleri Başkanı, Papa'nın Almanya'da sarf ettiği müslümanlıkla ilgili sözlerine de direkt olarak yanıt verdi.
Bardakoğlu konuşmasına, "
Bismillahirrahmanirrahim, tüm resullere selam ve salavat olsun" diyerek başladı.
Konuşmasında ilahi dinin, barış ve esenlik kaynağı olduğunu vurgulayan Bardakoğlu, dinin, yüce yaratanın, insanoğluna dünyada mutlu olması ve uhrevi kurtuluşa ermesi için uzattığı bir yardım eli olduğunu söyledi.
"
Dinin sayesinde biz yaratanı ve kendimizi tanırız, varoluşun nihai anlamını kavrarız, iç ve dış dünyamızda barış ve huzuru yakalarız" görüşünü dile getiren Bardakoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"
Son asırda İslam Medeniyeti'nin bütün güzelliklerini bağrında toplamış olan Anadolu'yu yurt edinmiş olan biz Müslümanlar, diğer dinlere ait tarihi ve kültürel mirası muhafaza etmeyi, dini ve kültürel çeşitliliği tarihte olduğu gibi bugün de korumayı hem tarihten aldığı değerlere saygının, hem de İslam'ın engin müsamahasının bir icabı olarak telakki etmekteyiz.
Hz. Adem'den Hz. Nuh'a, Hz. İbrahim'den, Hz. Musa'ya, Hz. İsa'dan Hz. Muhammed Aleyhisselam'a kadar bütün peygamberler, bu barış, sevgi ve kurtuluş çağrısının elçileri ve rehberleri olmuşlardır. Bize düşen görev, Allah'ın gönderdiği ve bütün peygamberlerin insanlığa tebliğ ettiği bu kutlu mesajı en güzel şekilde gelecek nesillere aktararak insanlığın barış, kurtuluş ve huzura ermesine hizmet etmektir. Bizler, bu ulu elçilerin açtığı yolu izleyebildiğimiz ve onlardan aldığımız bu büyük emaneti samimiyet ve sadakatle taşıyabildiğimiz ölçüde dünyada mutlak hayrın ve hakikatin, kalıcı kurtuluş ve mutluluğun davetçileri olabiliriz.
Çağımızda dünyevileşme ile birlikte pek çok unsurun dinin ilahi çağrısına kulak tıkayarak manevi, ahlaki ve insani hayatımızda büyük bir sapma meydana getirdiğini üzülerek müşahede etmekteyiz. Bunun sonucu olarak çeşitli maddi ve manevi sorunlar içerisinde bocalayan ve bunalan, dünyevileşen ve yalnızlaşan günümüz insanının dinin kucaklayıcı davetine ihtiyacı dünden daha az değildir. Bu bunalıma karşı biz dini liderler, din bilginleri ve dini kurumların özverili gayretlerine büyük ihtiyaç vardır."

"ADEM'İN ÇOCUKLARI..."
Bardakoğlu, insanlığı gerçeğe ve iyiye yönlendirme ve rehberlik etme konusunda din adamlarına büyük görevler düştüğünü vurgulayarak, şunları söyledi:
"
Tarih boyunca ilahi hitabın sürekli vurguladığı 'Adem'in çocukları' olduğumuz gerçeği ve buna dayalı kardeşlik ve sevgi ideali karşısındaki en büyük engel, ilahi hikmet gereği, varoluşunu muhtelif ırk, din, dil, kültür ve siyasi düşüncelere mensubiyetle gerçekleştiren insanların, bu durumu bir zenginlik olarak görmek yerine, çatışma ve güvensizlik zeminine dönüştürme girişim ve eğilimleri olagelmiştir.
Burada inananları gerçeğe ve iyiye yönlendirme ve onlara rehberlik etme mevkiinde bulunan biz din bilginlerine çok hassas bir görev düşmektedir. Bu görev, yalnızca temsil ettiğimiz ve mensubu olmakla onur duyduğumuz dini gelenekleri diri tutmayı değil -belki de daha önemlisi- tüm bu dini, etnik ve kültürel farklılığın ilahi sevgi, rahmet ve hikmetin bir tecellisi olduğu hakikatine uygun hareket etmeyi de gerektirmektedir. Samimi kanaatimiz o dur ki böyle bir anlayış ve bunun gereklerine bağlılık, insanlığın barış içinde yaşamasının da en büyük teminatıdır.
Yine aynı samimiyetle inanıyoruz ki, farklı din ve inanç mensupları, birbirlerinin dinlerini onaylamaya ve yargılamaya gerek duymaksızın, bir araya gelerek konuşabilmeli ve insanlığın karşı karşıya olduğu sorunların çözümünde ortaklaşa gayret gösterebilmelidir. Ayrıca hiç kimse bu ortak çabayı ve iletişim zeminini kendi dinine taraftar bulmak veya kendi din mensuplarının önünü açmak için bir araç olarak da kullanmamalıdır. Dini liderler bir araya geldiklerinde, inançlarını üstün gösterme gayretine girmeden ve dinlerin teolojisini tartışmak için vakit kaybetmeden insanlığın ortak sorunlarına çözüm arama yolunda çaba sarf etmelidir."

"iSLAMOPHOBIA GİDEREK TIRMANDI"
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, son dönemlerde "
İslam dininin tarihi ve kaynaklarıyla şiddeti içerip teşvik ettiği, İslam'ın yeryüzüne kılıçla yayıldığı, Müslümanları potansiyel şiddet uygulayıcıları olduğu" anlayışını ifade eden "İslamophobia"nın giderek tırmandığını belirtti.
Bardakoğlu,
"Bilimsel ve tarihsel hiçbir araştırma ve veriye dayanmayan, adalet ve insaf ölçüleriyle de bağdaşmayan bu itham ve iddialardan, adını barıştan alan İslam'ın her mensubunun son derece müteessir ve müşteki olduğunu ilan etmek isterim" dedi.
Bardakoğlu, Papa 16. Benediktus ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında yaptığı konuşmada, sorunların şiddete, baskıya, kalıcı kin ve nefrete dönüşmesinin birlikte engellenebileceğini söyledi.

"TEMENNİLER FİİLİ ADIMLARA DÖNÜŞTÜRÜLMELİ"
Bardakoğlu, Orta Doğu'da barış adına son yarım yüzyılda dökülen kan ve akan gözyaşının, "insan hakları" adıyla hiçe sayılan insan onurunun, her türlü terörün ve çatışmanın dini zemine kaydırılması çabalarının, artık temennileri fiili adımlara dönüştürmeyi zorunlu kıldığını vurguladı.
"
Adına küreselleşme denilen ve hepimizin hayatını kökünden sarsan bir dönüşümün sancılarının çekildiği ve ağır faturaların ödendiği bir dönemden geçmekteyiz" diyen Bardakoğlu, eğitim, sağlık, güvenlik, beslenme, açlık, sefalet ve çevre sorunlarının, terör ve şiddetin, ideolojik ve çıkar amaçlı savaşların, sömürüye bağlı geri kalmışlık ve haksızlıkların bu sancıların sadece birkaçı olduğunu belirtti. Bardakoğlu, şunları kaydetti:
"
Esasında bu sorunların hiçbiri, dinlerden kaynaklanmış değildir. Aksine ilahi dinler, bu sorunların çözümüne katkı sağlayacak güçlü mesajlara sahiptir. Dini kimliklerin sosyal bir olgu olarak ayrıştırıcı özelliklerini değil, bunların tanımlayıcı ve ilahi hakikatlerin birleştirici özelliğini esas alarak bu sorunlarla mücadele etmeliyiz. Bu sorunların şiddete, baskıya, kalıcı kin ve nefrete dönüşmesini birlikte engellemeliyiz. Biz dini liderler, din bilginleri ve dini kurumlar, uluslararası siyasetin gerilimlerine alet olmayı reddederek bu sosyal sorunların çözümüne katkı sağlamak zorundayız. Bilhassa son yarım yüzyılda Orta Doğu'da barış adına dökülen kan ve akan gözyaşı, insan hakları adıyla hiçe sayılan insan onurları, her türlü terörün, çatışmanın dini zemine kaydırılması çabaları, artık temennilerimizi fiili adımlara dönüştürmeyi zorunlu kılmaktadır." Modern dünyanın ahlaki ve manevi bir krizle karşı karşıya bulunduğunu vurgulayan Bardakoğlu, bu krizin insan fıtratını, bireysel ve toplumsal hayatı, akıl ve gönül sağlığını tahrip ettiğini belirtti.
"
Dünyamız, aile değerlerinde hızla gerilemenin; başta uyuşturucu, fuhuş ve alkol olmak üzere zararlı alışkanlıklar ve salgın hastalıklar gibi birçok tehlikenin tehdidi altındadır" diyen Bardakoğlu, bunlarla mücadelede, inancın ve dini terbiyenin önemli bir rolü olduğunu ifade etti.
Bardakoğlu, aile kurumunu anlamsız kılacak her türlü düşünce ve girişimle mücadelede, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kalkmasında, çocukların istismar edilmeden kendi gelişmelerine uygun ve sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesinde, gençlerin maruz kaldığı kötü alışkanlıklardan kurtulmasında dini kurumların öncülük yapmasının zorunlu olduğunu vurguladı.

"TERÖR VE ŞİDDET İNSANLIK SUÇUDUR"
Ali Bardakoğlu, "İslam dinine yönelik bilimsel ve tarihsel hiçbir araştırma ve veriye dayanmayan, adalet ve insaf ölçüleriyle de bağdaşmayan itham ve iddialar olduğunu" belirterek, bunun Müslümanları yaraladığını vurguladı. Bardakoğlu, şöyle konuştu:
"Biz Müslümanlar, şiddet ve terörün her türlüsünü, kime karşı ve kim tarafından işlenirse işlensin, kınıyoruz ve onu bir insanlık suçu olarak görüyoruz. Bizler, masum bir insanın kanını dökmeyi bütün insanları öldürme gibi ağır bir suç ve günah sayan bir dine mensubuz. Ne var ki, son dönemlerde İslam dininin tarihi ve kaynaklarıyla şiddeti içerip teşvik ettiği, İslam'ın yeryüzüne kılıçla yayıldığı, Müslümanların potansiyel şiddet uygulayıcıları olduğu anlayışını ifade eden 'İslamophobia'nın giderek tırmandığını hep birlikte müşahede ediyoruz. Bilimsel ve tarihsel hiçbir araştırma ve veriye dayanmayan, adalet ve insaf ölçüleriyle de bağdaşmayan bu itham ve iddialardan, adını barıştan alan İslam'ın her mensubunun son derece müteessir ve müşteki olduğunu ilan etmek isterim. Ayrıca bu kabil iddia ve girişimlerin, dinleri istismar ederek din adına yanlış işler yapanların da desteklenmesi anlamına geldiğini belirtmek gerekir."

"ÖN YARGILAR TARİHSEL KORKULARDAN BESLENİYOR"
"Ön yargıların, önemli ölçüde tarihsel korku ve kaygılardan beslendiğini" ifade eden Bardakoğlu, "Özellikle biz dini liderlerin ve dini kurumların bu korku ve kaygılara dayalı ön yargıların esiri olmaması ve sağduyulu davranması, evrensel barış ve huzurun tesisinde esastır" dedi.
Her dinin farklı inanç esasları, ibadetleri ve kültür dünyası bulunduğuna işaret eden Bardakoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bizim mensup olduğumuz din, kendisinden önceki ilahi dinlerin hakikatlerini kabul eder; peygamberler arasında ayrım yapmayı reddeder. İslam'ın temel esasları ve iç kategorileri, teorik ve pratik alanda aklı en temel kıstas olarak belirlemiştir. İslam'da Allah inancı, her bir bireyin doğrudan Allah'a muhatap olması ve dindarlığını dinin açık bilgisi ışığında özgür iradesiyle inşa edebilmesi, özgürlüğün ve rasyonel düşüncenin de temelini oluşturur. Böyle olduğu için de bizler, doğru bilgiyi ve iyi niyeti esas alarak, müsamaha ve karşılıklı saygı içinde herkesle iletişim yollarını açık tutmak isteriz. İçinde yaşadığımız dünyada ilahi hakikatler ve insani amaçlar yolunda mesafe alabilmede bunun son derece önemli olduğuna inanıyoruz."

"GÜÇLENMESİNİ TEMENNİ EDİYORUM"
Bardakoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Ülkemize gerçekleştirilen bu ziyareti, farklı din, inanç, kültür ve medeniyet mensupları arasında uzlaşı kültürünün gelişmesi, karşılıklı saygı, adalet ve hakkaniyet duygularının yaygınlaşması açısından olumlu bir adım olarak görüyor, bu geleneğin canlanarak ve pratiğe yansıyarak etik temeller üzerinde güçlenmesini temenni ediyorum.
Sözlerime son verirken Katolik dünyasının sayın dini lideri Papa 16. Benediktus'un şahsına sağlık ve afiyetler, temsil ettiği camiaya esenlikler diliyor, şahsım ve kurumum adına hepinize saygılar sunuyorum." Konuşmaların ardından, Papa 16. Benediktus ile Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, basın mensuplarına el sallayarak salondan ayrıldılar.

Milliyet, 28 Kasım 2006

10.10.06

"Bu Kilise mi Ders Verecek?"

Benediktus'un son kışkırtması kasti miydi değil miydi? Bu Bavyeralı, iflah olmaz bir gerici dir. Papalığa giden yolda potansiyel hasımlarını acımasızca bertaraf eden ve Kardinallerin seçimini kılı kırk yaran bir dikkatle ayarlayan bir adamın o sözleri kazara sarf etmesi muhtemel değil. Bence ne dediğini ve niye dediğini gayet iyi biliyordu.

Bizans muktedirlerinin en akıllısı sayılamayacak 2. Manuel Paleologos'tan, bilhassa da Türkiye ziyaretinin arifesinde alıntı yapmayı tercih etmesi ikiyüzlüceydi. Belki de Oriana Fallaci'ye kendince bir saygı duruşuydu bu. Müslüman dünyanın iki ülkesinin doğrudan doğruya Batılı güçlerce işgal altında tutulduğunu Haçlı Seferleri'nin jargonuyla hatırlatmanın da lüzumu yok. Yoksulluk, açlık ve zulmün pençesinde kıvranan, bir 'varoşlar gezegeni' haline gelen neo-liberal bir dünyada Papa, hasım inancın kurucusunu küçük düşürmeyi tercih ediyor.

İslam medeniyeti kılıcın gücüne indirgenemez. İslam medeniyeti, antik dünyayla Rönesans arasındaki hayati köprüydü. İber Yarımadası ve Sicilya'da İslam'a Karşı Savaş açan Katolik Kilisesi'nin ta kendisiydi. Kitlesel sürgünler, cinayetler, zorla din değiştirme ve reformcu Protestan düşmanı kontrolde tutmayı amaçlayan kötücül bir Engizisyon. 'Kafir'lere karşı infial Güney Fransa'daki Kathar köylerinin yakılmasına vardı. Osmanlılar ayrım yapmadan Yahudilere ve Protestanlara kucak açtı; İstanbul Konstantinopolis olarak kalsa o kucak açılmazdı.

"Köleler, insan efendilerinize itaat edin. Zira İsa hizmet ettiğiniz gerçek efendidir" diyordu Paul (Koloseliler 3: 22-24), iktidar karşısında diz çöken işbirlikçi bir gelenek oluşturmaya çabalarken. O gelenek, doruğuna İkinci Dünya Savaşı'nda, Kilise faşizmle işbirliği yaptığında ve Yahudi soykırımı veya Doğu Cephesi'ndeki katliama karşı tek kelime etmediğinde ulaştı. İslam'ın bu kilisenin barışçı derslerine ihtiyacı yok.

İsrail'in Filistin işgalinin de gösterdiği gibi, şiddet tek bir dine isnat edilebilecek bir şey değil. Vatikan Soğuk Savaş'ta nadir istisnalarla, emperyalist savaşları destekledi. 1'nci ve 2'nci Dünya Savaşı sırasında her iki taraf da kutsandı; ABD Kardinali Spellman, komünizmi yok etmek için verilen Kore ve Vietnam savaşları sırasında ön safta yerini aldı. Vatikan sonradan Latin Amerika'daki kurtuluş teologlarını ve köylü rahipleri cezalandırdı. Bazıları aforoz edildi. Eski ve yeni Haçlı Seferleri'ne tüm Hıristiyanlar katılmadı. Papa II. Urban Haçlı Seferleri'ni başlattığında, Sicilya'nın Norman kralı, Sicilyalı Müslümanların Doğu'daki Müslümanlar'la savaşmaya mecbur edileceği savaşa asker göndermedi. Oğlu II. Roger İkinci Haçlı Seferi'ni desteklemeyi kabul etmedi. Bunu yaparak, Müslüman dünyaya karşı emperyalist Haçlı Seferleri'ne katılmaya pek hevesli olan günümüz İtalya'sındaki liderlerden daha fazla cesaret gösterdiler.

Cizvitlerin kurucusu Ignatius Loyola şunu söylüyordu: "Her konuda doğru olmak için şu prensibi daima benimsemeliyiz: Kilise öyle diyorsa, gözümün önündeki beyazın siyah olduğuna inanmalıyım."

Bugün Vatikan'daki Bavyeralı da dahil Batı'daki Katolik muktedirlerin büyük kısmıyla ve merkez sağ/sol siyasetçiler Beyaz Saray'da oturan ve kendilerine siyahın beyaz olduğunu vaaz eden gerçek Papa'ya dua ediyor. Amin.

Tarık Ali, Radikal, 19 Eylül 2006


İngilizcesini okumak ya da okutmak isteyenlere:

Counter Punch
Weekend Edition
September 16 / 17, 2006
Papal Insults
A Bavarian Provocation

By TARIQ ALI

Was Benedict's most recent provocation accidental or deliberate? The Bavarian is a razor-sharp reactionary cleric. A man who organises his own succession to the Papacy with a ruthless purge of potential dissidents and supervises the selection of Cardinals with great care leaves little to chance.

I think he knew what he was saying and why.

Choosing a quote from Manuel II Paleologos, not the most intelligent of the Byzantine rulers, was somewhat disingenuous, especially on the eve of a visit to Turkey. He could have found more effective quotes and closer to home. Perhaps it was his unique tribute to Oriana Fallaci.

Perhaps.

The Muslim world with two of its countries---Iraq and Afghanistan-- directly occupied by Western troops does not need to be reminded of the language of the Crusades. In a neo-liberal world suffering from environmental degradation, poverty, hunger, repression, a 'planet of slums' (in the graphic phrase of Mike Davis), the Pope chooses to insult the founder of a rival faith.

The reaction in the Muslim world was predictable, but depressingly insufficient. Islamic civilization cannot be reduced to the power of the sword. It was the vital bridge between the Ancient world and the European Renaissance. It was the Catholic Church that declared War on Islam in the Iberian Peninsula and Sicily. Mass expulsions, killings, forced conversions and a vicious Inquisition to police the cleansed Europe and the reformist Protestant enemy.

The fury against 'heretics' led to the burning of Cathar villages in Southern France. Jews and Protestants alike were granted refuge by the Ottoman Empire, a refuge they would have been denied had Istanbul remained Constantinople. 'Slaves, obey your human masters.For Christ is the real master you serve' said Paul (Colossians 3: 22-24) in establishing a collaborationist tradition which fell on its knees before wealth and power and which reached its apogee during the Second World War where the leadership of the Church collaborated with fascism and did not speak up against the judeocide or the butchery on the Eastern Front. Islam does not need pacifist lessons from this Church.

Violence was and is not the prerogative of any single religion as the continuing Israeli occupation of Palestine demonstrates. During the Cold War the Vatican, with rare exceptions, supported the imperial wars. Both sides were blessed during the First and Second World wars; the US Cardinal Spellman was a leading warrior in the battles to destroy Communism during the Korean and Vietnam wars. The Vatican later punished the liberation theologists and peasant-priests in Latin America. Some were excommunicated.

Not all Christians joined in the crusades old and new. When Pope Urban launched the crusades the Norman king of Sicily refused to send troops in which Sicilian Muslims would be compelled to fight against Muslims in the East. His son, Roger II, refused to back the Second Crusade. In doing so they showed more courage than the leaders of contemporary Italy, who are only too willing to join the imperial crusades against the Muslim world.

'To make sure of being right in all things', said the founder of the Jesuits, Ignatius Loyola, 'we ought always to hold to the principle that the white I see I should believe to be black if the hierarchical church were so to rule.'

Today most Catholic prelates in the West (including the Bavarian in the Vatican) and politicians of Centre-Left/Right worship the real Pope who lives in the White House and tells them when black is white.

Amen.

17.9.06

Papa Emperyalizmin Bizanslaştırma Maşasıdır

Papa XII Benedict’in İslamiyet ve Peygamber ile ilgili açıklamalarını yalnızca dini bir unsurmuş gibi ele almak emperyalizmin işine gelir.

Emperyalizm ideolojisi, kültürü, dini, ekonomisi, silahı ve ruhu ile bir bütündür. Ve “Yeni
Ortaçağ”dır.

Emperyalizm ve mazlum ülkeler çatışmasını yalnızca din unsuruna indirgeyerek bakarsak eksik
yapmış oluruz. Ve onlara hizmet ederiz. Batıya karşı yalnızca dinimizi savunma yeterli değildir.

Papa kendi mevziinden ateş etmektedir.

Amerika kendi mevziinden ateş etmektedir.

Düşmanın askeriyesini ayrı, kültürünü ayrı, dinini ayrı mütalaa etmek düşmanın konumunu tespit edememek demektir.

Düşman gelip senin fabrikalarına, tütününe, üzümüne, bankalarına, ulusal pazarına el koyarken düşmana karşı koymazsan, en sonunda 'dinine ve laikliğine' el koyacağını bilmelisin. Mustafa Kemal’in emperyalizme karşı verdiği savaş gibi savunmalıyız. Lübnan’a asker göndererek Haçlı seferine yardım ederek olmaz. Orada emperyalizm ile beraber olacaksın, sonra Papa şunu dedi diye kızacaksın. Sanki Papa ile Bush ayrı ayrı şeylermiş gibi halkı kandırmaya devam edeceksin.
Her şeyini vereceksin, dinin sana kalacak. Eğer o din artık bir din ise. Vatanı bir bütün olarak savunmadıkça dini Batıya karşı savunma bir Nakşibendi aldatmacasıdır. Papa’ya karşı söylenenler ister laik görünümlü emperyalist işbirlikçilerden gelsin, isterse Nakşibendilerden gelsin, kayıkçı dövüşüdür.

Hala Batıyı barış içinde gösteren bu yolla düşmana hizmet eden kalemler vardır. Bunlara hain demeyeceksin de ne diyeceksin?

Tarikatlar (Nakşibendi) Batı emperyalizminin Türkiye temsilcileridir. İslamiyet ile ilişkileri şekildedir ( türban vs). İslamiyet' ten ziyade Batının desteği ile Türkiye’de iktidarı hedeflerler. Fethullah’ın Amerika’da bu işleri organize etmesi bundandır.

Papa’nın sözlerini akıl ile Allah arasında ki bir sorunmuş gibi ele almaktadırlar. Tam bir emperyalist saldırıyı geçiştirme ve zaman kazanma yazılarıdır. Göstermeliktir. Zaten Batı’daki stratejistler de Papanın erken konuştuğu düşüncesindedirler. Batı stratejik (dolaylı tutum) almadığı için ikna edici özür dilemesini istemektedir. Yani Batı mazlum ülkeleri kandırıcı görüntüyü bozduğunu, savaş stratejisine uygun düşmediğini, zamanlama açısından erken olduğunu düşünmektedir.

Buna rağmen Papa’nın söylemleri dini olmaktan ziyade siyasidir. Yani Papanın açtığı savaş Müslüman-Hıristiyan savaşından ziyade Emperyalizmin Ortadoğu’da başlattığı savaşın devamıdır.

Emperyalizmin sürdürdüğü savaşı kavrayamayanlar ne iç siyaseti ne de dış siyaseti kavrayabilirler.

Emperyalizme yalnızca emperyalizm denir. Emperyalizmin getirmek istediği “yeni ortaçağ” ile savaşılır. Emperyalizm ile uzlaşılabileceğini sananlar aldananlardır.

Onlar değil biz kazanacağız.

Bülent Esinoğlu, Türk Politika, 17 Eylül 2006