Cocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.5.10

Bir varmis bir yokmus


Anne-babalar; bazen kendilerine anlatılan masalların çoğunu çocuklarına aktarmaktan çekince duyarlar.

Masallardaki olumsuz duyguların çocuklarını kötü etkileyeceğini düşünürler. Oysa ki masallar, çocukların bilişsel ve duygusal gelişimi desteklerken anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkiyi de zenginleştirir.

Bir toplumda büyüyen ve yaşayan bireylerin çoğunun kısmen aşina oldukları masallar, o toplumun ortak tarihidir de aslında. Bunun yanında evrensel masallar da dünyanın farklı yerlerindeki bireylerin, belki de evrensel tarihimizin ipuçlarıdır.

Ancak bazen anne-babalar; çocuk büyütürken kendilerine okunan, anlatılan ya da bizzat okudukları masalların çoğunu çocuklarına aktarmaktan bir çekince duyarlar.

Masallardaki cadılar, çocuğu korku dolu bir hale getirecek midir? Prenses ve prens ilişkisi, gereksiz bir karşı cins merakı yani cinsel bir uyanış yaratacak mıdır?
Tüm bunlar, mükemmel çocuk yetiştirme endişesinin bir yansıması olabilir. Anne-baba, dünyanın en kusursuz çocuğunu böyle olumsuz duygularla kirleteceğini düşünür. Ya da anne-babanın kendi korku ve kaygılarının çocuk üzerindeki yansıması da olabilir.

Oysa masallar, çocuğun içinde yaşadığı toplumla ve başka toplumlarla bütünleşmesine yardım eder.

Çocukların duygusal hayatını şekillendirir. Çocuklara değer yargılarını öğretir. Çocukların sorunlarla nasıl başa çıkabileceğine dair örnekler verir. Onlara olasılıkları gösterir ve onları ümitlendirir. Ayrıca iyi ve kötü kavramlarını onların anlayacağı şekilde biraz da abartılı bir üslupla ortaya koyar.

Masal okuma ya da anlatma esnasında, anne-baba ve çocuk arasında olumlu ve olumsuz pek çok duygunun konuşulması için bir fırsat doğacaktır. Anne-babanın hem oradaki duyguyu kabul etmesi hem günlük hayatta benzer duyguyu yaratan durumları konuşması hem de hayal ile gerçek kavramları üzerine konuşması, iletişimi derinleştirir ve zenginleştirir.

Ancak çocuğun çok rahatsız olduğu ve duymak istemediği bir masalı da zorla anlatmak ve ondan bir ders çıkarması için ısrarcı olmak da, bir fayda sağlamayacaktır.

Günümüzde klasik masalların dışında çocukların sorunlarla başa çıkmalarına yardımcı olmak için oluşturulmuş kitaplar da vardır.

Bu tür kitaplar, temel olarak çocuklara iyi bir rol model olma ve hayatın zorluklarıyla baş edebilmeleri için gerçekçi örnekler sunma amacı taşır.

Bu kitaplar; çocuklara sadece iyi rol model olmakla kalmaz, ayrıca onların nasıl düşünüp davranacaklarına dair örnekle sunar.

ERKEN DÖNEMDEN İTİBAREN NASIL KİTAPLAR OKUNMALI

Bebekler, yeni yeni adapte olmaya çalıştıkları dünyada her gün yeni şeyler öğrenirler. Renkli, parlak, hareketli ve sesli nesneler; bebeklerin oldukça ilgisini çeker.
1-3 yaş çocuklarıysa, dokunarak ve dinleyerek öğrenirler. Dil ve konuşma becerilerinin gelişebilmesi için bol miktarda kitap okumaları gerekir. Bu yaşlarda ne okumak istediklerine kendileri, karar verebilirler. Yemekler, arabalar, hayvanlar ve çocuklarla ilgili kitaplar; oldukça ilgilerini çeker. Bu yaş aralığında bir çocuğunuz varsa ona kitap alırken olayların kısa cümlelerle anlatılmasına, renkli ve bol resimlerin olmasına dikkat edin.

3-6 yaş çocukları; masallar, tekerlemeler ve kısa öykülerden çok hoşlanırlar. Herhangi bir kitabı defalarca okumanızdan çok keyif alırlar. Bu tekrarlar onlar için yararlıdır da çünkü tekrarların öğrenmeye katkısı, çok fazladır. ıçinde hayvanların, rakamların ve sayıların yer aldığı kitaplar; onlar için oldukça ilgi çekicidir.
Okul çağındaki yani 7-9 yaşlarındaki çocuklar, hâlâ somut düşünürler. Bu yaşta kahramanları çocuk olan kitaplar, ilgilerini çeker. Doğadan bahsedilen kitaplar da, hoşlarına gidebilir. 10 yaş itibariyle çocuklar soyut düşünme becerisi kazanırlar ve ilgi alanları genişler.

Bu yüzden macera ve mizah içeren kitaplar, ilgilerini çeker.

Ancak her şeyden öte çocuğun kendi bireysel meraklarını konu edinen kitapların anne-baba tarafından özenle seçilmesi gerekir. Okunan veya anlatılan öykü ile ilgili konuşmak, buradan yola çıkarak çocuğun kendi öykülerini oluşturmasına yardım etmek; bilişsel ve duygusal gelişimi desteklerken anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkiyi de zenginleştirir.


Feriha Dildar ŞENKAYA, Hurriyet, 28.05.2010

25.5.08

Kulağımda büyücü var

Geçen gün akşam serinliğinde balkonda kitap okurken Sara çıkageldi. “Annie’nin adının Annie Beyaz Pati olduğunu biliyor muydun?” Annie altı yıllık kedimiz. Adını, çocukların çok sevdiği bir dansçıdan aldı.
“Hayır” dedim. “İlk defa duyuyorum.”
“Dört beyaz patisi olduğu için. Az önce onu görmeliydin. Beyaz patileriyle garaj kapısının üzerindeki ince demirin üzerinde cambaz gibi yürüdü. Kraliçe gibi. Yavaş yavaş. Tam adı Annie Beyaz Pati Münir.”
Çocuklar küçükken söyledikleri acayiplikleri ara sıra bir deftere kaydederdim. Aklıma on sene önce bir mart günü geldi. Öğleye doğru odamda yazı yazıyordum. Merdivenlerde Sara’nın ayak seslerini duydum. Daha üç yaşında bile olmadığı için cam kapının koluna yetişemiyordu. Yüzünden bana bir şeyler söylemeye geldiğini anladım.
Kalkıp kapıyı açtım, onu kucağıma aldım.
“Kulağımda bir büyücü var” dedi. “Kahverengi ve yeşil bir büyücü.” Bu tür beyanlara gülmemek konusunda karımdan tembihliydim.
Eşim anneliğe hazırlanırken okuduğu (ve bazı bölümlerini bana da okuttuğu) The Magic Years (Büyülü Yıllar-Selma H. Fraiberg) adlı kitaptan çok etkilenmişti. Kitap çocukların realite anlayışının nasıl geliştiğine dairdi.
Küçüklerde gerçek ve fantezi, yetişkinlerde olduğu gibi birbirinden ayrılmış değil, iç içedir. Bilgi edinme ve mantıki düşünme süreci tamamlanmadan önce yaşadığı “büyülü yıllar”da çocukların fantezileri gerçek kadar canlıdır.
“Yatağımın altında gülümseyen bir kaplan var” diyen çocuk için (kitapta böyle bir çocuk var) kaplan yatak kadar gerçek bir varlıktır. Bu sözleri söyleyen çocuk gerçekten odasını yetişkinlerin görmedikleri, daha doğrusu, görmeyi çoktan unuttukları, gülümseyen bir yaratıkla paylaşıyor.
“Hadi ordan” dememek, çocuğu ciddiye almak gerekir. Aynı şekilde, genel bir hataya düşüp bu tür şeyleri söyleyen çocukları yalancılıkla suçlamamak da gerekir. Gelgelelim, karım konuyla ilgili brifinginde kızımızın kulağının bir büyücü tarafından istila edilmesi halinde alınacak önlemler konusuna girmemişti.
“Bakalım bakalım şu kulağa.” Eğilip dikkatle kulağını inceledim.
“Bir şey görmüyorum” dedim.
“Kulağımda büyücü var!”
Sara, annesinin karnından kararlı ve inatçı doğdu. Kulağımda büyücü var diyorsa kulağında büyücü vardır. Bu gibi durumlarda onu annesiyle bir araya getirmenin en iyi politika olduğunu tecrübeyle biliyordum.
“Annene söyleyelim” dedim.
Merdivenlerden inip mutfağa yürüdük.
“Kulağımda büyücü var” dedi kız annesine.
“Kahverengi ve yeşil bir büyücü” diye tamamladım.
“Onu ordan alıp atayım mı?” diye sordu eşim, işi full-time kulaktan büyücü çıkarmak olan kıdemli bir uzman soğukkanlılığıyla.
“At” dedi Sara.
Eşim sağ elinin başparmağı ile işaretparmağını birleştirip çocuğun kulağına götürdü ve ani bir cımbız hareketiyle “büyücü”yü söküp aldı.
“Gitti şimdi” dedi.
Sara’yı yere bıraktım ve “eyvah” diye bağırarak yere yıkıldım ve ezan okuyan bir müezzin gibi sağ elimle kulağımı kapatarak, “Şimdi de benim kulağıma geldi” diye inledim.
“Şaklabanlığı bırak” dedi karım.
Bıraktım mı, hatırlamıyorum. Sara geçenlerde 13 yaşına bastı. Umarım her zaman yatağının altında gülümseyen bir kaplan bulunur.

Metin Munhir, Milliyet, 25.05.2008