çelme takan gazeteci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çelme takan gazeteci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.9.15

Bu insan olmamış OL-MA-MIŞ!

“EVRENDE kesinlikle bizden başkaları da var. Akıllı varlıklar olmalarını ise bizimle temas kurmamalarından anlıyorum.” Bir yerde gözümü buna benzer bir cümle çarpmıştı; hak vermiştim. Şu sıralar, ülkemizdekiler dahil dünyadaki acılara, trajedilere, kitlesel cinnetlere bakarsak (ki tarih de aynı utançlarla dolu) yaşadığımız gezegenin başka bir dünyanın cehennemi olduğu sonucuna varabiliriz. Çocukluğumdan beri haberlerden kulağıma en çok çalınan slogan “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek“tir herhalde. Belki de biz insana çok büyük bir ‘onur’ atfederek hata yapıyoruz.

‘BİLEN ADAM’ BİLMESEYDİ KEŞKE
Biz insanın bilimsel adı ‘homo sapiens’dir ve Latince ‘bilen adam’ veya ‘bilge adam’ anlamına gelmektedir. İster semavi din inancıyla topraktan geldiğini kabul edin, ister evrime imanla sudan geldiğini düşünün, tarihe ve bugüne bakıp da insana ‘onur’ atfetmek mümkün değil.
Paylaşmayı öğrenememiş. Güçlü oldukça ezmiş. Dünyayı tahrip ettiği yetmiyormuş gibi bildikçe (geliştirdiği icatlar ve silahlarla) vahşetini her geçen gün artırmış. İcatların, keşiflerin ve bilimsel gelişimin arkasındaki en büyük motivasyon hep ‘savaşlar’ olmuş. Öldürme kabiliyetindeki üstünlük dünyaya hükmetmenin kapısını açmış. Şimdi uzay keşifleri yapmamızı en çok teşvik eden de içimizdeki sömürgeci arzu. Uzayı da işgal etmenin yollarını arıyoruz.

SAVAŞACAK NEDEN YOKSA FUTBOL FANATİZMİ VAR
Komple dünya iki kez savaşa girişmiş ve bunlara I. Dünya Savaşı, II. Dünya savaşı diye isimler vermişiz. Gezegenimize başka akıllı bir canlı gelse, sanki dünya dışı varlıklara karşı bir savaş verdik zannedecek. Yok, öyle değil; kendi içimizde birbirimizi yedik sadece.
Bu iki büyük savaşın ardından dünyayı bölüşenlere hepimiz lanet ederiz ve 1950’lere, 1960’lara kadar süren sömürgeciliklerini tenkit ederiz de onlardan çok daha önce ‘keşfe’ başlayan Hollandalıları, Belçikalıları, İspanyolları pek anmayız.
Kendini ırklara, milletlere, dinlere, mezheplere böldü ve hiçbir şey bulamazsa holigan sıfatıyla rakip takımın taraftarları üzerinden kendi türüne zarar verdi ‘bilen adam’.
Ülkemizdeki kahpe teröre, onların kalleş pusularına, sokakları terörize eden meczuplara, gazeteci sıfatıyla yalancılıkta sınır tanımayanlara, iftiracılara, provokatörlere baktıkça da ‘olmamış insanı’ görüyoruz.

ÇELME TAKAN GAZETECİ İNSANI


Aylan, sahile vurana kadar canını kurtarma derdindeki mültecileri görmezden gelenlere, mültecilerin bindiği lastik botları vuran ‘kahraman’ Yunan sahil güvenliğine, can yeleği bile olmadan mültecileri lastik botlara bindiren insan tacirlerine, Macaristan’da polisten kaçan mültecileri tekmeleyen ve yere düşürmek için çelme takan kameraman kadına baktıkça da ‘olmamış insanı’ görüyoruz.
Bosna’da masum sivilleri gözümüzün önünde katledenlere, Yahudileri kamplara toplayıp fırınlarda yakan Nazilere, her türlü eziyeti hak gören insanı ‘köle’ tutan efendilere baktıkça da ‘olmamış insanı’ görüyoruz.
İnsanları ve tarihi kalıntıları birbirine katıp, baş keserek dehşet saçan IŞİD’e, bu barbarlığa özenerek dünyanın en gelişmiş ülkelerinden ‘insan avlamaya’ gelenlere, Nijerya’da çocuk kaçıran Boko Haram’a, Afganistan’da diri diri kadınları yakan Taliban’a, Afrika’da kız çocuklarını sünnet eden yamyamlara baktıkça da ‘olmamış insanı’ görüyoruz.
İnsan olmamış ve olmaya da niyeti yok maalesef!

DÜNYA BİR DENEY LABORATUVARI OLABİLİR Mİ?

İçinde sevgi geçen öğretilere kulak veren bir deistim. Tanrı kavramını kendi içimde çözemedim. Ne olduğunu bilmiyorum. Bu yüzden bu konuyu kimseyle tartışacak değilim. Semavi dinler, evreni ve her şeyi yaratan tanrıdan gelmiştir. Dünya bir imtihan yeridir. Çok tanrılı dinlerde de benzer bir, her şeyi yaratan ‘esas’ bir tanrı vardır. Reankarnasyona inanan Uzakdoğu dinlerinde tekrar eden hayatlar birer imtihandır.
Bazı öğretilerde ise insan dahil tüm evren Tanrı’nın ta kendisidir. Tasavvufta, sufizmde ve bazı spiritüel öğretilerde Tanrı’yı ararken, kendinde ondan bir parça bulan veya kendini tamamen onunla bütün olarak kabul edenler oluyor.
Yani dünyada genel olarak bir ‘ol deyip olduran’ tanrı inancı, bir de bizim de bir parçası olduğumuz (ve hatta bizzat kendisi olduğumuz) Tanrı inancı var. Semavi dinlerin, çoğunu yeryüzünden sildiği kadim doğa dinlerinde de aralarında iş bölümü yapılmış irili ufaklı tanrılar ve ruhlar bulunuyor. Bir grup insan da, dünyanın bir imtihan yerinden ziyade bir deney alanı olduğuna inanıyor. Deneyi yapanın uzaylılar olduğuna inanan da var, laboratuvar sahibinin Tanrı olduğunu düşünen de.
Uzaylıların, farklı ırkları dünyanın farklı coğrafyalarına atarak ‘bilen adam’ın gelişimini uzaktan gözledikleri tezi hakim. Uzaylılarla ilgili bu tez, ‘Yaratıcılar’ olarak anılıyor. Tıpkı bizim laboratuvarda hayvanlar üzerinde deney yapmamız gibi, uzaylılar da bizi teste tabii tutuyor. Dünyaya uzaylının koyduğu insanın, labirente koyduğumuz fareden bir farkı yok yani.
Ülkemizdeki ve dünyadaki cinnet haline baktıkça, kafamdaki Tanrı inancı hâlâ netleşmemekle birlikte şöyle düşünüyorum:
 * Eğer bu bir imtihansa, hepimiz çaktık
 * Daha üstün bir ruh olmak için yeniden yeniden dünyaya geliyor isek, çoğumuz tekamülünü tamamlayamadı. Geçmişteki insanlardan daha iyi insanlar olduğumuz yönünde hiçbir veri yok.
 * Tanrı’nın bir parçası veya bizzat kendisi isek, gücün karanlık tarafından hâlâ aydınlık olan tarafına geçemedik.
 * Eğer deney tüpündeki canlılar isek, yakında bu laboratuvarı kapatırlar. Matriks’teki gibi makinelere enerji sağlayan piller isek hiç olmazsa dünya düşümüz huzur içinde geçiyor olsaydı…
Herkes dilediğine inanabilir ancak, ana yazıda sözünü ettiğim ‘insanın olmamışlığı’ değişmiyor. Yeryüzündeki insanların çok azı ‘iyi’ olmak istiyor ve bu uğurda gayret ediyor. Maalesef çok umutsuzum.
Gözüne sokmadan anlamayanların dünyası KARAYA vurmuş bir bebek… Aylan’ın insanlığın suratına bir tokat gibi çarpan cansız bedeni… Türkiye’de de dünyada da etik olarak bu fotoğrafın yayımlanması tartışıldı. Bana da fikrimi çok soran oldu. Ama bir şey daha sordu pek çok insan. Güvenilir olan hangi kuruma bağış yapabileceklerini… İnsanların duyarlılık düzeyleri birbirinden farklı. Biri sokakta su satmak zorunda kalan çıplak ayaklı çocuğa kahırlanırken, bazılarının gerçeği görmesi için minik bir bedenin karaya vurması gerekir. Aylan’ın fotoğrafı, Avrupa’yı sığınmacı politikalarını değiştirmeye zorladı. Suriye’ye dünyadaki en uzak nokta olan Yeni Zelanda’dan bile mülteci alacaklarına dair açıklama geldi. Kimi inanışlara göre, Aylan bu rolü seçerek tekamülünü tamamladı.
Demet Cengiz, Sözcü, 13 Eylül 2015