Baba beni okula gönderme!
Okula gidersem kitapları görürüm. Görürsem onları okumak isterim. Okursam aklım bazı şeylere ermeye başlar.
Aklım ererse de Allah bilir yarın öbür gün, Ergenekon’un 165. dalgasında falan gözaltına alınırım.
Gözünü seveyim, gönderme beni okula. Böyle kavruk, böyle azgelişmiş, dünyadan habersiz bir kız kalayım.
Kalayım ki ülkemiz üstüne oynanan oyunlara ses çıkarmadan durabileyim.
Beni okula gönderme baba. Okulda Türkan Saylan’ın, Erol Manisalı’nın, İlhan Selçuk’un kim olduğunu öğretebilirler.
Onları öğrenirsem, Atatürk’ün yapmış olduğu şeyin asıl anlamını da kavrarım yarın öbür gün.
Onları öğrenirsem, dünyanın Türkiye’den ibaret olmadığını da anlarım maazallah.
Beni okula gönderme baba. Hatta annemle iki kardeş daha yapın, üçümüzü birden göndermeyin.
Çok lazım olursa hoca efendinin okulları ne güne duruyor? Verirsiniz onlardan birine, eğitimin başka türlüsünü alırım.
Tabii orada aydınlanmayı öğretmezler insana. Reform’u, Rönesans’ı öğretmezler. Galile’nin başına gelenleri, Newton’ı, Darwin’i de öğretmezler. Ya da başka türlü öğretirler.
Bu sabah televizyonda Tijen Hanım’ı gördüm, içim sızladı. Sabah sabah kapımı çalıp ellerimi kelepçelenmesini istemiyorum baba.
Bırak Mehmet Altan ile Hasan Celal Güzel’in aydın olduğunu, AKP’nin demokratikleşmeyi hedeflediğini, Amerika’nın Türkiye’yi çok sevdiğini zannederek yaşayıp gideyim.
“Kardelen” falan olmak istemiyorum baba. İnsanların beyinlerini donduran karı delmeye ne benim ne de senin gücün yeter. Eğer gerçekten seviyorsan, ne olur gönderme beni okula.
Tuna KIREMECCI, Hurriyet, 16.04.2009