Ah o müdanasız gözler
GEÇEN haftadan itibaren benim için kış geldi.Çünkü kirpilerim ortadan çekildi.
Artık akşamları saat tam 9’da bahçeye açılan kapımızın önüne gelmiyorlar.
Onlar için koyduğumuz kuru mamalar, artık sadece kedilere kaldı.
Mayıs ayına kadar kirpilerimi göremeyeceğim.
Onları çok özleyeceğim.
Müdanasız bakışlarını, kedilere ve köpeklere meydan okuyuşlarını, sabırlarını, çırpı gibi ayaklarla zırhlı bir gövdeyi taşıma meşakkatlerini, hepsini çok özleyeceğim.
Bir de düzen duygularını...
* * *
Benim mevsim saatim ne cemrelerdir, ne takvimler.
Ne Hıdırellez’e bakarım, ne başka şeye.
Benim baharımın iki takvimi vardır.
Papatyaların açması...
Bir de kirpilerimin ortaya çıkması.
Her sene aynı günlerde gözüm, kirpilerimin dönüşünü bekler.
Sonra bir gece saat tam 9’da aynı kapının önünde, aynı yerde kirpilerimi görürüm.
Bir öncekiler büyümüştür.
Yanlarında yavruları vardır.
Hep aynı yolu izlerler.
Bahçenin bir ucundan çıkar, komşumuzun bahçesinin kenarındaki korulukların dibinden sıra halinde sessizce gelirler.
* * *
İlk gün anne, yavrulara nereden yemek yiyeceklerini gösterir.
Bir şeyi daha öğretir.
İki kirpi aynı anda yemek yemez.
Biri yerken, ötekiler kuyrukta bekler.
Evet, resmen kuyrukta bekler.
Onlar yemeklerini yerken, ben de onları seyrederim.
Beni hiç takmazlar.
Bir yerde okumuştum, kirpiler dostlarını ayırt edebilirlermiş.
Eminim beni de tanıyorlar. Dost olduğumu biliyorlar.
Yeni yavru geldiği zaman elimi ona uzatırım.
Anne hiç itiraz etmez.
Yavru avucumun içine girer.
Onu eve alırım, mutfakta dolaşır.
Sonra çeker gider.
Dedim ya hiç müdanası yoktur.
Kimseyi takmaz.
Gözlerinde hep o umursamaz ifade vardır.
Kirpi, çok kişilikli bir hayvandır.
Onlar benim mevsim saatimdirler.
Hem ilkbaharın, hem yazın.
Hem de hazan mevsiminin.
* * *
New York’a son gidişimde, Darwin’in "Türlerin Kökeni" kitabının yeni bir baskısını aldım.
İtiraf edeyim, sırf güzel baskısı yüzünden aldım.
Sonra onu kutsal bir kitap gibi başucuma koydum.
Arada açıp bir bölüm okuyorum.
Tabiata hangi mütecessis gözle bakmak lazım?
Kirpiler neden hep aynı yoldan gelirler?
İnsanları düzene sokmak bile çok zorken, onlar aç karnına nasıl kuyrukta beklerler?
Neden birbirlerini ezmezler, ötekinin hakkına, rızkına göz dikmezler?
Ve neden ıssız yollar üzerinde arabaların altında kalıp ölürler?
Biz mi onların bu harika düzenini bozmak için üzerlerine üzerlerine süreriz?
Yoksa onlar mı bizim bu zalimliğimizi, düzensizliğimizi protesto etmek için intihar ederler?
* * *
Geçen hafta kış geldi.
Kirpilerim, neresi olduğunu hiçbir zaman öğrenemediğim yuvalarına çekildiler.
Yalnız gecelerimde, gözüm bahçe kapısında onların dönüşünü bekleyeceğim.
Sonra bir akşam bir bakacağım ki, tam karşımda yine o müdanasız gözler.
O zaman bir daha anlayacağım ki, bahar geldi ve ben yaşıyorum.
Artık akşamları saat tam 9’da bahçeye açılan kapımızın önüne gelmiyorlar.
Onlar için koyduğumuz kuru mamalar, artık sadece kedilere kaldı.
Mayıs ayına kadar kirpilerimi göremeyeceğim.
Onları çok özleyeceğim.
Müdanasız bakışlarını, kedilere ve köpeklere meydan okuyuşlarını, sabırlarını, çırpı gibi ayaklarla zırhlı bir gövdeyi taşıma meşakkatlerini, hepsini çok özleyeceğim.
Bir de düzen duygularını...
* * *
Benim mevsim saatim ne cemrelerdir, ne takvimler.
Ne Hıdırellez’e bakarım, ne başka şeye.
Benim baharımın iki takvimi vardır.
Papatyaların açması...
Bir de kirpilerimin ortaya çıkması.
Her sene aynı günlerde gözüm, kirpilerimin dönüşünü bekler.
Sonra bir gece saat tam 9’da aynı kapının önünde, aynı yerde kirpilerimi görürüm.
Bir öncekiler büyümüştür.
Yanlarında yavruları vardır.
Hep aynı yolu izlerler.
Bahçenin bir ucundan çıkar, komşumuzun bahçesinin kenarındaki korulukların dibinden sıra halinde sessizce gelirler.
* * *
İlk gün anne, yavrulara nereden yemek yiyeceklerini gösterir.
Bir şeyi daha öğretir.
İki kirpi aynı anda yemek yemez.
Biri yerken, ötekiler kuyrukta bekler.
Evet, resmen kuyrukta bekler.
Onlar yemeklerini yerken, ben de onları seyrederim.
Beni hiç takmazlar.
Bir yerde okumuştum, kirpiler dostlarını ayırt edebilirlermiş.
Eminim beni de tanıyorlar. Dost olduğumu biliyorlar.
Yeni yavru geldiği zaman elimi ona uzatırım.
Anne hiç itiraz etmez.
Yavru avucumun içine girer.
Onu eve alırım, mutfakta dolaşır.
Sonra çeker gider.
Dedim ya hiç müdanası yoktur.
Kimseyi takmaz.
Gözlerinde hep o umursamaz ifade vardır.
Kirpi, çok kişilikli bir hayvandır.
Onlar benim mevsim saatimdirler.
Hem ilkbaharın, hem yazın.
Hem de hazan mevsiminin.
* * *
New York’a son gidişimde, Darwin’in "Türlerin Kökeni" kitabının yeni bir baskısını aldım.
İtiraf edeyim, sırf güzel baskısı yüzünden aldım.
Sonra onu kutsal bir kitap gibi başucuma koydum.
Arada açıp bir bölüm okuyorum.
Tabiata hangi mütecessis gözle bakmak lazım?
Kirpiler neden hep aynı yoldan gelirler?
İnsanları düzene sokmak bile çok zorken, onlar aç karnına nasıl kuyrukta beklerler?
Neden birbirlerini ezmezler, ötekinin hakkına, rızkına göz dikmezler?
Ve neden ıssız yollar üzerinde arabaların altında kalıp ölürler?
Biz mi onların bu harika düzenini bozmak için üzerlerine üzerlerine süreriz?
Yoksa onlar mı bizim bu zalimliğimizi, düzensizliğimizi protesto etmek için intihar ederler?
* * *
Geçen hafta kış geldi.
Kirpilerim, neresi olduğunu hiçbir zaman öğrenemediğim yuvalarına çekildiler.
Yalnız gecelerimde, gözüm bahçe kapısında onların dönüşünü bekleyeceğim.
Sonra bir akşam bir bakacağım ki, tam karşımda yine o müdanasız gözler.
O zaman bir daha anlayacağım ki, bahar geldi ve ben yaşıyorum.
Ertugrul Ozkok, Hurriyet - 02.12.2007