3.9.07

Bu dansı lütfeder misiniz?

Ne zaman başladığını bilmiyorum ama pazar günleri eğlenceli, mümkünse hafif ya da ferah feza yazılar yazmak gibi bir gelenek vardır. Yani en ciddi, en oturaklı yazar olsanız da giderek çiğnenmesi tehlikeli ve riskli bir kanun haline gelmiş bu geleneğe uymak zorundasınızdır.
Kanunu çiğneyenin sonu fena olabilir. Kuralı birkaç kez ihlal ederseniz en tehlikeli pozisyonlardan biri olan "sıkıcı yazar" kategorisinin içinde bulabilirsiniz kendinizi. Sizi bu belalı kategoriden kaç tane popüler kültür yazısı, kaç magazin dedikodusu üzerine laf eveleme geveleme ya da kaç televizyon programıyla dalga geçme girişimi kurtarır bilmiyorum.
Diğer yandan birçok yazarın bu kategoriye girme korkusu içinde ömrü boyunca bir tek ciddi ya da ciddiye alınacak yazı yazmadığı, hatta bu korkunun Türkiye'de yeni bir "sıkıcı olmayı asla beceremeyen" köşe yazarı tipini doğurduğu da doğrudur. Her dem gırgır, her an lay lay lom olmayı becerebilen bu profil konumuz değil.
Konumuz, cumartesi günü (dün) yayımlanmış gazetelerde, en eğlenceli, en komik pazar yazısını yazmaya yemin etmiş, kararlı bir köşe yazarının bile bulabileceği bir konunun neşredilmemiş olması.
Ne Helin Avşar'ın "life style" guru'larına taş çıkaracak olan "Hiç kasamam kendimi" aforizması...
Ne hapse düşen ilk Cumhuriyet kızı (!) Tuğba Özay hakkında çıkan yeni haberler...
Ne Prenses Diana'nın bizi niçin ilgilendirdiğini bir türlü anlayamadığım 10. ölüm yıldönümü...
Ne şu ne bu...
Maalesef dünkü gazetelerde eğlenceli olması mecburi pazar yazısına konu olabilecek kadar komik tek bir şey vardı:
30 Ağustos resepsiyonu!
Tayyip Bey'in Referans gazetesinden Nuray Başaran'ın dans davetini "Hiç beceremem!" diyerek reddetmesi zaten komik de esas komik olan daha geniş resimdeki bu "asri hayat" komedyası!
Gazetelerdeki resepsiyon fotoğraflarına bakılırsa, "Bessame mucho" çalınırken görüntü epey tuhaf. Tayyip Bey ve diğerleri yerlerinde sıkıntıyla oturuyor önde komutanlar, eşleri vesaire dans ediyor.
Bu fotoğraf muhtemelen memleketteki toplumsal ayrışmayı yansıtması açısından çarpıcı, anlamlı gelebilir kimilerine. Bana çarpıcı gelen ise böyle durumlarda "muhafazakârlara karşı çağdaş hayatı savunmak" adına düştüğümüz tuhaf durumlar. Sormak isterim?
O gece, o resepsiyonda dans edenlerden kaçı o danstan keyif aldı?
Ya da o çiftlerden kaçı hakikaten ikili dansların hastası?
"Bessame mucho" dans edenlerin gündelik hayatında ne kadar var?
Bir de ister istemez absürd komediyle beslenen aklım hep şöyle tuhaf görüntüler hayal ediyor:
Ya bir gün bu resepsiyonlardan birinde çok sıkılan AKP kabinesi aniden erkek erkeğe dans etmeye başlasa?
Bıyıklı ve son derece sıkılmış adamlar bu çağdaş yaşam işkencesine daha fazla katlanamayıp aniden böyle bir isyana girişseler?
Ya da mesela Cumhurbaşkanlığı Konutu'nda verilen resepsiyonlarda çağdaş Türkiye'nin "Dans edilsin!" emrini yerine getirmeye karar vermiş başörtülü hanımlar "kız kıza" dansa girişseler...
Artık mesela cidden böyle bir gelenek yerleşse... "Avrupa'nın tekniğini alacağız, değerlerini değil" diyen Türkiye, karikatürleşen halini böyle bir noktaya taşısa...
Pazar yazısı geleneği böyle bir şey işte. Ya da bu memlekette devlet erkânı magazin karakterlerinden daha da fena eğlenceli aslında.
Ece Temelkuran, Milliyet, 2 Eylül 2007