Halkımız Emperyalizme Karşı
Kentlerimizin en büyük alanlarında birbirini izleyen görkemli halk coşkusu, bana yıllar önce New York'ta, çağrılıp konuşmacı olarak katıldığım, Irak'ta savaşa karşı iki toplantıyı anımsattı.
ABD askerinin Türkiye toprağından geçmesine izin vermeyeceğimizi söylediğimde alkışlanmıştım. Ancak, gelenlerin sayısı çok düşüktü. Ünlü "Times" Alanı'nda 250 kişi vardı; bizdeki son art arda toplantılara ise yüz binler, milyonlar katıldı. Halkın yalnız laiklik bekçiliğini sergilediği değil, yurtseverlik değerlerini öne çıkardığı, Cumhuriyetin tüm ilkelerine sahip çıktığı, vatanın bölünmezliğini vurguladığı, demokratik denetim hakkını kullandığı, kendi gücünü gösterdiği ve tüm ilgilileri göreve çağırdığı dillere destan uyarılardı. "Demokrasinin öncüsüyüm" diyen Amerika'da böyle alan toplantıları yapılamıyor, "en eski demokrasi" olan Britanya'da da, 1789 Devrimi'ni başarmış Fransa'da da, Hitler'in 1930'lu yıllarından sonra coşkulu kalabalıklar görmemiş Almanya'da da.
Dünyada laik, ulusalcı, halkçı, Cumhuriyetin tüm kazanımlarından yana, sınırların bekçisi, faşizme ve emperyalizme karşı en büyük alan toplantıları Türkiye'de oldu ve oluyor. Tehlike o denli büyüktü ki, dış ve iç sömürüye bağlı yerli iletişim organları bu ulu gösterileri önce görmezden geldiler.
Kafalara dank edince, sonra bir oyun daha sergilediler. Dış basınla birlikte, eşi başka yerlerde artık görülmeyen heybet dolu bu toplantıları sanki yalnız laik bir tepki ya da Türk kadınının öne çıkışı gibi sundular. Kuşkusuz, laik düşüncenin kemikleşmiş bir tepkisiydi, kadınlar da yerlerini gereği gibi aldılar ama, halk her yeni alan buluşmasında ulusalcılıktan yana ve emperyalizme karşı çizgiye daha yakınlaştı.
Türbana tepkiyle çakan kıvılcım, kısa sürede Cumhuriyete sahip çıkmaya, tam bağımsızlık isteğine, toprak bütünlüğünü vurgulamaya ve yabancı sermaye tekellerini eleştiriye dönüştü. Her şeyin başı olan laiklik bu kez ulusalcı yükselişin engin kapılarını açtı. Halkın gösterisi türban olayıyla başlamış olsa da orada yazılan, gösterilen ve hep bir ağızdan söylenenler satılmışlığa, bölücülüğe ve onun ardındaki emperyalizme karşıydı. Kendini tek parçaymış gibi gösteren milyonların kaygısı, ülke bütünlüğünün tehlikede oluşudur.
Sevr metnini yazdırıp saray damadına imzalatanların doksan yıl önce düşledikleri gibi, emperyalizmin bugün başını çeken ABD de Türkiye'yi bölme ve tasarladığı kukla devletlere dilediğini yaptırma girişimleri içindedir. Eşi sıkmabaşlı birinin Çankaya'ya girip girmemesi Beyaz Saray için önemli değildir. Washington kendi güdümünde büyük Kürt devleti, büyücek Ermenistan, doğal kaynaklar üstünde egemenlik, uluslararası tekelci sermaye yararına özelleştirmeler, halkların ucuz emek ve tüketim kaynağı rolüne indirgenmesini, Amerikan askeri üsleri için güvence, bu ayrıcalıkların denetimi uğruna çevre denizlerinde zırhlılarını dilediğince dolaştırma özgürlüğü ve başkentlerin başına kendi adaylarının gelip oturmasını istiyor. Geniş alanları yere iğne düşmezcesine dolduran, caddeleri tıkayan, deniz kıyılarına dayanan milyonluk kalabalıklar tehlikelerin farkında olduğu için, tepkisini geniş ama gerçekçi sınıra taşımıştır.
Kimi siyasetçi, eşi başı açık olan herhangi birini Çankaya'ya sokma onayını verip muhalefetini noktalayadursun, kimi ortanın sözde solundakiler (sağ partiler birleşirken) birleşmede zorluk çeksin, alanlarda birkaç çift söz söyleyen birikisi soluğu hemen ardından adaylığa koşmada alsın, halkın istedikleri onların dar kalıplarını çoktan aşmıştır. Halk için sorun yalnız türban, tek başına laiklik, birkaç hanımın milletvekili rahatlığına kavuşması değildir. Türk halkı Cumhuriyet ilkelerinin eksiksiz egemenliğini, tam bağımsızlık, hakça gelir dağılımı, topraklarımıza ve doğal kaynaklarımıza sahip çıkılmasını, temelde sınırların korunmasını ve bunun için ilk adım olarak da Kuzey Irak'a herhalde müdahalemizi istiyor. Hem bu tehlikelerin, hem bu geniş halk isteklerinin farkında olanlar buyursun siyaset yapsın, seçilip Meclis'e girsin. Yoksa, ülkemiz yanlış yorumlar ve eksik çağrılarla daha yıllarca oyalanmaya itilir. Ulusun alanlarda yaydığı ileti, siyasetçileri de ciddi ve gerçekçi olmaya çağırıyor. Tüm sorunların ardındaki "gerçek kötü" ye, doğru tanıyı koyalım. Adı şudur: "Emperyalizm." Şimdi onun başını çeken de: "ABD emperyalizmi!"
ABD askerinin Türkiye toprağından geçmesine izin vermeyeceğimizi söylediğimde alkışlanmıştım. Ancak, gelenlerin sayısı çok düşüktü. Ünlü "Times" Alanı'nda 250 kişi vardı; bizdeki son art arda toplantılara ise yüz binler, milyonlar katıldı. Halkın yalnız laiklik bekçiliğini sergilediği değil, yurtseverlik değerlerini öne çıkardığı, Cumhuriyetin tüm ilkelerine sahip çıktığı, vatanın bölünmezliğini vurguladığı, demokratik denetim hakkını kullandığı, kendi gücünü gösterdiği ve tüm ilgilileri göreve çağırdığı dillere destan uyarılardı. "Demokrasinin öncüsüyüm" diyen Amerika'da böyle alan toplantıları yapılamıyor, "en eski demokrasi" olan Britanya'da da, 1789 Devrimi'ni başarmış Fransa'da da, Hitler'in 1930'lu yıllarından sonra coşkulu kalabalıklar görmemiş Almanya'da da.
Dünyada laik, ulusalcı, halkçı, Cumhuriyetin tüm kazanımlarından yana, sınırların bekçisi, faşizme ve emperyalizme karşı en büyük alan toplantıları Türkiye'de oldu ve oluyor. Tehlike o denli büyüktü ki, dış ve iç sömürüye bağlı yerli iletişim organları bu ulu gösterileri önce görmezden geldiler.
Kafalara dank edince, sonra bir oyun daha sergilediler. Dış basınla birlikte, eşi başka yerlerde artık görülmeyen heybet dolu bu toplantıları sanki yalnız laik bir tepki ya da Türk kadınının öne çıkışı gibi sundular. Kuşkusuz, laik düşüncenin kemikleşmiş bir tepkisiydi, kadınlar da yerlerini gereği gibi aldılar ama, halk her yeni alan buluşmasında ulusalcılıktan yana ve emperyalizme karşı çizgiye daha yakınlaştı.
Türbana tepkiyle çakan kıvılcım, kısa sürede Cumhuriyete sahip çıkmaya, tam bağımsızlık isteğine, toprak bütünlüğünü vurgulamaya ve yabancı sermaye tekellerini eleştiriye dönüştü. Her şeyin başı olan laiklik bu kez ulusalcı yükselişin engin kapılarını açtı. Halkın gösterisi türban olayıyla başlamış olsa da orada yazılan, gösterilen ve hep bir ağızdan söylenenler satılmışlığa, bölücülüğe ve onun ardındaki emperyalizme karşıydı. Kendini tek parçaymış gibi gösteren milyonların kaygısı, ülke bütünlüğünün tehlikede oluşudur.
Sevr metnini yazdırıp saray damadına imzalatanların doksan yıl önce düşledikleri gibi, emperyalizmin bugün başını çeken ABD de Türkiye'yi bölme ve tasarladığı kukla devletlere dilediğini yaptırma girişimleri içindedir. Eşi sıkmabaşlı birinin Çankaya'ya girip girmemesi Beyaz Saray için önemli değildir. Washington kendi güdümünde büyük Kürt devleti, büyücek Ermenistan, doğal kaynaklar üstünde egemenlik, uluslararası tekelci sermaye yararına özelleştirmeler, halkların ucuz emek ve tüketim kaynağı rolüne indirgenmesini, Amerikan askeri üsleri için güvence, bu ayrıcalıkların denetimi uğruna çevre denizlerinde zırhlılarını dilediğince dolaştırma özgürlüğü ve başkentlerin başına kendi adaylarının gelip oturmasını istiyor. Geniş alanları yere iğne düşmezcesine dolduran, caddeleri tıkayan, deniz kıyılarına dayanan milyonluk kalabalıklar tehlikelerin farkında olduğu için, tepkisini geniş ama gerçekçi sınıra taşımıştır.
Kimi siyasetçi, eşi başı açık olan herhangi birini Çankaya'ya sokma onayını verip muhalefetini noktalayadursun, kimi ortanın sözde solundakiler (sağ partiler birleşirken) birleşmede zorluk çeksin, alanlarda birkaç çift söz söyleyen birikisi soluğu hemen ardından adaylığa koşmada alsın, halkın istedikleri onların dar kalıplarını çoktan aşmıştır. Halk için sorun yalnız türban, tek başına laiklik, birkaç hanımın milletvekili rahatlığına kavuşması değildir. Türk halkı Cumhuriyet ilkelerinin eksiksiz egemenliğini, tam bağımsızlık, hakça gelir dağılımı, topraklarımıza ve doğal kaynaklarımıza sahip çıkılmasını, temelde sınırların korunmasını ve bunun için ilk adım olarak da Kuzey Irak'a herhalde müdahalemizi istiyor. Hem bu tehlikelerin, hem bu geniş halk isteklerinin farkında olanlar buyursun siyaset yapsın, seçilip Meclis'e girsin. Yoksa, ülkemiz yanlış yorumlar ve eksik çağrılarla daha yıllarca oyalanmaya itilir. Ulusun alanlarda yaydığı ileti, siyasetçileri de ciddi ve gerçekçi olmaya çağırıyor. Tüm sorunların ardındaki "gerçek kötü" ye, doğru tanıyı koyalım. Adı şudur: "Emperyalizm." Şimdi onun başını çeken de: "ABD emperyalizmi!"
Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV, 17 Mayıs 2007 Perşembe