12.9.06

Küresel İşgalin Hangi Tarafındasınız?

- İşgal etmek küreselleşmektir.

- İşgal edilmek de sonuçta küreselleşmektir.

- Saddam Irak'ta yönetimde iken bu ülke kesinlikle küresel değildi.

- ABD ve AB'nin işgalinden sonra küreselleşti.

- Kuzey Kıbrıs (KKTC), ancak Annan Planı'ndan sonra küreselleşebildi. Niçin? Washington ve Brüksel buraya doğrudan doğruya el attı ve Türkiye bir kenara itildi.

- İMK Borsası dünyanın en küresel borsasıdır. Yabancı şirketler, bankalar hatta devletler, istedikleri gibi oynarlar. Biçimsel yönetimi Türkiye'nin elinde gözükse de bu sanal bir görüntüdür. Mutfakta, ''Kurtlar sofrasının küresel kuralları geçerlidir''.

- Türkiye'de birçok sivil toplum örgütü artık küreseldir. AB'nin, ABD'nin ve Soros 'ların cömert yardımları ile bütünleşmiş bu kurumlar artık ''uluslararası camianın'' ayrılmaz bir parçası olmuşlardır. Yani küreselleşmişlerdir.
Bu küreselleşmelerin parasal, turistik, teknik, siyasal ve akademik türlü çeşitli uzantıları bulunur. Kimin eli kimin cebinde pek belli değildir.

- Türkiye'nin her türlü iktisadi kaynağı, fabrikası, limanı, fındığı, tütünü, sigarası kısaca her şeyi küreselleşti. Yabancı şirketler (ve devletler) gelip istedikleri gibi alabilirler. Devletin Boğaz'daki okullarından tarihi köşklere kadar her şeyi alıp kapatabilirler.
GAP'taki arazilerden Ege'deki limanlara kadar her şey kendilerine sunulmuştur. İşte küreselleşme budur. Benim-senin yok, parayı bastıran alır. Bu özgürlüktür; sermayenin ve gücün özgürlüğüdür küreselleşmek.

- Türk medyası, pardon yerli medya artık en küresel medyadır yerküremizde. Amerikalılar, Avrupalılar, petrol zengini Araplar, Amerikan zengini tarikatlar; bizim medya yağma Hasan'ın böreği gibidir... Parayı bastıran alır...
Gazeteyi, televizyonu, ajansı, gazeteciyi, köşe yazarını alıp cebine koyarsın. Sonra, ''silahsız terörist ve tetikçiler'' olarak küreselleşme uğruna tepe tepe kullanırsın.
Ya siyasette küreselleşme...
TBMM bile küreselleştirildi. Artık, AB'nin müktesebatı (kuralları) adı altında işi otomatiğe bağlamışlar. Onlar ne çıkarırsa biz de ''evet'' diyoruz. Kısacası Ankara'yı Brüksel'e bağlamışlar. Küreselleşme dediğin böyle olur. Yok tartışacakmışsın, yok ulusal çıkarlarmış, yok egemenlikmiş hepsi boş; şimdi küreselleşmek zamanı...

- Talabani ve Barzani de küreselleştiler. Irak'la birlikte onlar da Washington'a ve Brüksel'e bağlandılar. Hemen hemen bizim gibi oldular.

- Biz Afganistan'a asker göndermekle küreselleşmiş olduk. ''Uluslararası camia'' yani Batı ile birlikte hareket ettik.

- Meclis, Lübnan'a asker gönderme izni vererek küreselleşti. ABD, AB ve İsrail'in dediklerini yapmak küreselleşmektir, bunu daha anlamadınız mı?
340 AKP milletvekili oylarını küreselleşmek uğruna verdiler, az şey mi bu...

- Bizim siyasi liderler Washington'a, Brüksel'e fazlaca bağlı ve bağımlıymışlar; neden kızıyoruz ki? Adamlar küreselleşiyorlar...
Talabani, Barzani, M. Ali Talat örneklerine bakın, ne güzel küreselleştiler... Hikmet Çetin 'i de katabilirsiniz...
Evet sevgili okurlar işgal eden açısından da, işgal edilen açısından da küreselleşme ''nesnel bir olgu'' olarak ortaya çıkar. Küresel bir bağlanma olayıdır bu.
Ancak kimileri ''bağlar'' kimileri de ''bağlanır''. Kimileri sömürür kimileri de sömürülür.
Küreselleşme, ''yeni sömürgeciliğe Batı'nın verdiği addır'' .
Sorun hangi tarafta durduğumuzdadır. Devlet olarak, toplum olarak ve birey olarak... Ve aydın olarak tabii...
Erol Manisalı, 12 Eylül 2006 Salı