Müziğin Himalayaları’nda dolaştık
Cumartesi gecesi Aya İrini’nin çıkısında, bardaktan boşalırcasına yağan yağmur altında ne yapacağımızı bilemezken, İstanbulKültür Sanat Vakfı İKSV’nin Genel Müdür Yardımcısı Ömür Bozkurt imdadımıza yetişti ve bizi bir golf arabasına bindirerek Topkapı Sarayı’nın dış kapısına kadar gönderdi. 2 dakika bile sürmeyen bu kısacık yolculuk sırasında usta keman sanatçımız Ayla Erduran,10 dakika önce biten konseri 3 kelimeyle özetleyiverdi: “Müziğin Himalayaları’nda dolaştık!”
Bu satırları yazarken, Robert Schumann’ın aynı piyano konçertosunu Daniel Barenboim’dan dinliyorum (çünkü bulabildiğim tek seçenek bu) ve “Piyanonun Keşişi” diye anılan Romanyalı virtüöz Radu Lupu’nun bizi nasıl uçurduğunu daha iyi idrak ediyorum.
Keşiş tanımı 65 yaşındaki Lupu’ya nasıl da yakışıyor. Adam seyirciyle hiç ilgilenmiyor; hatta sanki “Siz burada ne arıyorsunuz?” der gibi bir hali var. Alkışlar karşısında zoraki selam veriyor. Buna karşılık orkestrayla iletişimi müthiş. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nı Rengim Gökmen yönetiyor, ama konçerto boyunca gözüyle-kaşıyla-başıyla hatta yer yer sol eliyle orkestra elemanlarına ne zaman devreye girecekleri konusunda direktifler veren Lupu.
Tek eserlik repertuar!
Soluğumuzu tutarak ve yer yer gözyaşlarımızı tutamayarak izlediğimiz nadir performanslardan biriydi. Lupu 17 yıldır kayıt, CD falan yapmamış. Parada-pulda gözü yok. Repertuarını da her geçen gün daraltıyormuş. Artık sadece Schumann, Schubert, Beethoven ve Brahms çalıyor. Eminim önümüzdeki yıllarda bu4 besteciden bir-ikisi daha elenecek. Lupu’nun repertuarını daraltmasının nedeni, mükemmeliyete doğru çıktığı kararlı yolculuk. Eser sayısı azaldıkça, her seferinde daha etkileyici bir yorumla karşımıza çıkıyor. Nitekim kendisini birkaç yıl önce Londra’da izlediğimde, bu ölçüde etkilenmemiştim.
Lupu, günün birinde repertuarını tek bir besteciye, hatta tek bir esere indirirse şaşmamak gerek, ama bari hiç değilse o zaman bir CD yapsın. Zira piyasadaki 80 CD’sinin tümü, 1995 öncesine ait. Lupu işte böyle cins bir virtüöz.
Küresel ısınmanın uyarısı
Önceki akşam yine Aya İrini’deydik. 48 saat arayla yine bardaktan boşalırcasına bir yağmurun altında, Topkapı Sarayı’nın avlusunda, elimizdeki şemsiyeler birbirine çarpa çarpa, diğer müzikseverlerle birlikte koşuşturduk. Sürekli okurlarım bilirler. Uzun yıllardır haziran ayını sırf bu harika festival için İstanbul’da geçiririm. Daha önce iliklerime-kemiklerimek adar ıslandığımı hiç hatırlamıyorum. Herhalde burada da küresel ısınma iklim değişikliği bize kendini hatırlatıyor, “Bende varım, beni unutmayın” diyor.
Yağmurla gelen Arvo Paert
Yağmurla gelen sanatçılar da bir başka oluyor. Önceki gece “Çağdaş müziğin dervişi” diyebileceğimiz ulu bir besteciyi, Arvo Paert’i ağırladı Aya İrini. Türk ve Estonya cumhurbaşkanlarının da hazır bulunduğu konserde, Paert’in İstanbul 2010 için bestelediği Adem’in Yakarışı adlı eserinin dünya prömiyeri (ilk çalınışı yapıldı.
Yine muhteşem bir geceydi. Yine müziğin Himalayaları’ndaydık. Bu kez karşımızda mütevazı, çok az konuşan, “ruhani minimalist”, yoğun alkışlar karşısında vücut hareketleri ve mimiklerle nasıl teşekkür edeceğini bilemeyen 75 yaşını devirmiş, büyük bir çağdaş besteci vardı.
Meral TAMER, 09.06.2010, Hurriyet